TarihSayfası tarihsayfasi.com



warning: Creating default object from empty value in /home/ihya/domains/ihya.com/public_html/tarih/modules/taxonomy/taxonomy.pages.inc on line 33.

Çelebi Mehmet

Simavna Kadısı oğlu Şeyh Bedreddin Mahmud, şehzade Musa Çelebi'nin Kazaskerliğini yapmış fakat, ilm-i zahir ve ilm-i bâtında hürmete şayan bir mertebede olması, aff-ı şa­haneye uğramasına vesile olmuştu. Kendisine 1000 akçe maaş ve İznik'te iskânını emreden Sultan Çelebi Mehmed, alimlere ne kadar hürmetkar olduğunu isbat etmiş oluyordu. Onun bağlılarından Börklüce Mustafa'nın çok düzenbaz bir adam olduğunu Tâc-üt-Tev©rih sahibi Hoca Sadeddin Efendi Hazretleri şu beytinde ne güzel ifade ediyor:

«Sofu davranışıyla hilekârlıkta başçekti, nice düzenler kurdu.

Hilebaz yapısıyla feleği aldatıp, ne oyunlar oynadı.»

Etrafına topladığı temiz inançlı, fakat temyiz kabiliyeti za­yıf ahali ile bir kuvvet haline gelmişti. Bu durumu haber alan

Simavna Kadısı oğlu Şeyh Bedreddin, bu işin ucunu kendisi­ne dokunacağını anladığı için İsfendiyar Oğullarına gitti. Oradan bir gemiye binerek, Musa Çelebi'nİn bir zamaniar hükümran olduğu Eflak diyarına ulaştı. Eflak hükümdarı, Osmanlı'ya bir mesele çıkaracak adamı bulduğu için sevindi ve kendisini çok iyi karşılayıp ikramlarda bulundu.

Gavur Samsun'u, fazla bir zorluk çekmeden fetheden Hamza Bey, Sultan Çelebi Hazretlerine, Müslüman Samsun'u almanın kolay olacağı haberini gönderdi. Otağ-ı Hümayun Merzifon'da kurulduğu zaman, Müslüman Samsun'un Beyi Isfendiyaroğlu Hızır Bey; akacak kan müslüman kanıdır. Mağlubiyyet ibresi beni göstermektedir. Ben sultandan af is­tersem, o kabul eder diye düşünerek, birçok hediyelerle Sul­tan Çelebi Hazretlerinin huzuruna çıktı. Affa mazhar olup, hoşça ağırlanarak, gitmesi için gerekli kolaylıklar gösterildi. Hızır Bey Samsun'dan ayrılırken Müslüman Samsun da, is­lâm'ın kılıcı «Devlet-i Ebed-Müddet» olan Osmanlı'ya katılı­yordu.

İşte, vakıf hizmetlerine ehemmiyet veren Osmanli padi­şahları içinde, Sultan Çelebi Mehmed Hazretleri'nin özel bir yeri vardı. Merhametinin çokluğu, bu hizmetlerle temayüz et­mesinde, mutlaka büyük tesir husule getirmiştir.

Şehzade Murad Hazretlerini «veliahd şehzade» olarak Amasya Sancağına vali göndermiş bulunan Sultan Çelebi Mehmed, attan düşmenin verdiği sarsıntıyı üzerinden şifayab olarak attıktan sonra Timur fitnesinin çıban başlarından olan Karakoyunlu Yusuf, birtakım karışıklıklar çıkarmış, Orduy-u Hümayun da bu çıbanı yoketmek üzere sefere çıkmıştı. Kara Yusuf, İrak ve Azerbeycan taraflarında istiklal ilan etmiş, Di­yarbakır Beyi Kara Osman ile Bayburt ve Erzincan için ce-delleşmeye başlamıştı. Uzun zaman devam eden çekişmeler­den sonra Kara Osman Bey Erzincan'ı ele geçirip Pir Ömer'in idaresine vermişti. Ne var ki bu Pir Ömer'de nefs-i

Edirne'ye dönmek üzere İslâm Ordusu, yola revan olduk­tan bir müddet sonra, padişah atını hızla sürerken, tökezle­yen at yere düşmüş ve üzerindeki muazzam süvari Mehmed Çelebi Hazretleri vaziyete hakim olmuşsa da, şiddetli düşüş bir rahatsızlık vermişti. Zaten her savaşta İslâm'ın bir neferi olarak kılıç elinde, kefen boynunda, baş alıp şan veren bu kahramanoğlu kahraman sultan, her gazada yaralar almış, defaatle savaşlardan «gazi» rütbesiyle terhis olmuştu. Rivayet olunur ki, vücudunun 40 yerinde yara vardı. Onlar, o yaralar, Allah nezdinde makbul izlerdendi. Çünkü Mahbub-u Hûda, hadis-i şeriflerinde bunu beyan buyurmuşlardı...

H. 819/M. 1416 Yılında Venedik'e bağlı bir prensin müsta­kil idaresi altında bulunan Nakça, Andra ve bazı Akdeniz adalarına yerleşmiş olan korsanlar, Osmanlı gemilerinin yol­larını kesiyorlar, yağma ediyorlardı. Çelebi Sultan Mehmed, hazırlattığı harp gemileriyle Adalar Denizine bir sefer tertipie-di. Gelibolu önlerinde Venediklilerle karşılaşan harp gemileri derhal savaşa tutuştu. Çok şiddetli bir savaştan sonra her iki taraf da kendi limanlarına çekildi. Çünkü her iki taraf da ağır yaralar almıştı. Şunu da unutmamalı ki, Venedik gibi usta gemicilerin ve büyük kalyonların bulunduğu donanmaya, Osmanlı gemileri küçük gemiler olmalarına rağmen ezilme-dikleri gibi, mağlub da olmamışlar, Venedik Donanmasını püskürtmeye muvaffak olmuşlardı. Bu deniz savaşsndan sonra Akdeniz (Çanakkale) Boğazı düşman harp gemilerine kapatılmıştı. Venedik Donanması birkaç defa daha gelip Ak­deniz boğazındaki kaleleri topa tutmuşsa da bir netice ala­mayınca, elçiler gönderip anlaşma yapmak istemişlerdi. Bu anlaşma isteği kabul edilmiş ve Sultan Çelebi Mehmed Haz­retleri tasdik ettiği anlaşma suretlerinden birini göndermek üzere saray çavuşlarından bir yaveri Venedik'e gönderdi.

Hicri 804/miladi 1402 senesi Ankara savaşının elim neti­cesinden sonra Mehmed Çelebi'nin sabırla, merhametle ve cesaretle örgü örer gibi kendisin devlete hazırlaması onbir sene sürdü. Nihayet Evranos Bey'İn yardımlarımda arkasına alan Sultan Çelebi Mehmed Hazretleri devlete sahip olurken Fetret Devri'ninde bittiğini ilân ediyordu. İşte o sırada tarihler Hicri 816/milâdi 1413 yılını gösteriyordu.

1402'den 1413'e kadar geçen zamanda ehli İslam'ın yara­larının, temelinden oynamış devletin, tedavi ve sağlamlaştı­rılması tahtı ele geçirmekten daha kolay değildi.

Çelebi Sultan Mehmed, nev'i şahsına münhasır bir zat oia-rak iki sıfatı ile temayüz etmiştir: Bilhassa sükunet ve yakı­şıklılığına rağmen, çok kuvvetli pazulara malik ve kendisine verilmiş olan «Pehlivan Çelebi» unvanına layık bir zattı. İkinci sıfatı ise, son derece merhamet sahibi olmasıydı. Gerek dev­lete, gerek şahsına karşı defalarca isyan eden Cüneyd Bey ve Karaman Oğlu'nu her seferinde affetmesi, O'nun merha­metinin en büyük numuneleridir.

İhtiman civarına Çamurlu Ova denilen mevkide H. 816/M. 1413 te iki ordu karşı karşıya geldiler. Çelebi Mehmed tarafı­na geçmiş olan Yeniçeri Ağası Hasan Ağa, öne çıkarak Yeni­çerilerin yakınındaki bir tepeciğe çıkıp «Musa Çelebi gibi bir zalimi terk ederek Mehmed Çelebi gibi bir âdilin tarafına geçmeleri için nutuk irad etti.» Musa Çelebi dayanamadı. Ve atını mahmuzladığı gibi Hasan Ağa'nın üzerine sürdü. Hasan Ağa kaçmağa başladı. Musa Çelebi Yıdırım sür'atiyle yetişip, onu bir kılıç darbesiyle ikiye biçti. Hasan Ağa'nın İmdadına koşanlardan birine kılıç sallarken daha başka biri Musa Çele­bi'nin koluna salladığı kılıçla, Musa Çelebi'nin kılıç tutan ko­lu koptu. Bu vak'a, Musa Çelebi'nin askerinin bozulmasına sebeb oldu. Baş edemeyeceğini anlayan Musa Çelebi, yan tarafa doğru uzakşarak savaş alanından çekilmeye başladı. Takibine koşanlar, az sonra bir hendek içinde çamura batmış atıyla, canı teninden ayrılmış Musa Çelebi'yi buldular. Atlah Rahmet eylesin...

Çelebi Mehmed, artık devleti tek elde toplamanın zamanı geldiğine karar verdi. Bunun hazırlıklarını yapmaya başladı. Önce Zulkadıroğlu Süleyman Bey'den yardım aldı. Kayseri ve Sırp Kralı ile anlaştı. Sefere çıkan Çelebi Mehmed, kurba­ğa butlarının acısını unutmayan Evranos Bey'den aldığı tak­tik ve talimatla hareket ediyordu.

»Rumeli Beyleri kendisine iltihak için vesile arıyorlar. Bun­ların ileri gelenleri Batı Rumeli ve Tırhala'dır. İstanbul civarı­na çıkınca, sur haricinde bulunan askere bakmasın. Onu bı­rakarak, yandan Balkanları (ormanları) bulsun. Balkan etek­lerinden Sofya'ya, Şehir köyüne, Niş'e gitsin. Niş'te, Sırplar ile birleştikten sonra, Kosova'ya kadar insin. Oraya kendisi (Evranos) ve Tırhala Beyleri gelecekler. İşte bu suretle tam kuvvet toplanmış olacak. Ayrıca o vakte kadar Musa Çele-bi'nin yanındaki sancak beyleri ve akıncı takımı da çözülüp gelmiş olacaklar. Muvaffakiyet böylece meydana gelir.

Musa Çelebi, Yıldırım Bayezid, Yavuz Selim, Dördüncü Murad ayarında yiğit bir şehzadeydi. Ağabeysi Süleyman Çelebi'yi tahtından mahrum eden Musa Çelebi H. 814/M. 1412 de adına hutbe okutup, tahta geçti. Çelebi Sultan Meh-med'e verdiği sözden caydı.

Musa Çelebi'nin Sinop, Ulah ve Sırbistan üzerinden her geçen gün kuvvetlenerek Edirne'ye geldiğini haber alınca, alel acele Bursa'daki eğlencelerini bırakarak Edirne'ye hare­ket etti. İki ordu birbirleriyle karşılaştığı zaman çok entera-san durumlar görüldü. Musa Çelebİ'nin kuvvetlerinden bazı kumandanlar birlikleriyle beraber Süleyman Çelebi tarafına, Süleyman Çelebi tarafındaki bazı kumandanlar da birikleriyle beraber Musa Çelebi tarafına geçtiler. Yapılan savaşı Süley­man Çelebi kazandı. Musa Çelebi dağılmış ordusundan mah­rum olarak günleri kah Ulah Bey'i, kah Balkanlarda vakit ge­çirmeye başladı. Bu arada da Süleyman Çelebİ'nin hal ve durumunu istihbar etmeye çalışıyordu.

Süleylan Çelebi, bu savaşın verdiği rahatlıkla kendisini da­ha fazla sefahet alemlerine vermişti. Bu sefahet alemine aid bir kısa bölümü Solakzade'nİn tarihinden okuyalım:

Son yorumlar